Hayat bir oyun sahnesi ise beden eğitimi öğretmeni oyunun dramaturgudur!

Hayatın bir oyun sahnesi olduğu söylemi ne kadar da heybetli bir metafordur. Heybeti, anlaşılması zor olan hayatın anlaşılabileceği iddiasından geliyor. Hayatın sırrına vakıf olmak belki çok zor ya da imkansız ama o sırrı küçük oyun sahnelerinde aramak denemeye değer.

Uzun yıllardır farklı kültürel ortamlarda beden eğitimi dersini alan öğrencilerle ve öğretmenlerle yaptığım görüşmelerden öğrendiğim, beden eğitimi dersinin de hayat gibi bir oyun sahnesi olduğu. Beden eğitimi öğretmenlerinin unutamadığım sözlerinden bir kaçı paylaşmak istiyorum: “Biz öğrenciye hayatı öğretiyoruz.”, “Öğrenciler burada birlikte hareket etmeyi öğreniyor.”, “Öğrenciler burada kız erkek birlikte yaşamayı öğreniyorlar.”

Beden eğitimi öğretmenlerinin ve öğrencilerin anlatmak istedikleri “oyun, beden eğitimi öğretmeninin en temel malzemesidir”’ den öte bir şey. Aslında beden eğitimi dersinde bildiğimiz “oyun” dan ziyade bir “tiyatro oyunu” oynandığını söylemek daha doğru olabilir. Bir öğrenme etkinliği olarak oyun çok kıymetli fakat bir toplumsal alan olarak beden eğitimi ders ortamını anlayabilmek için tiyatro oyununu bir metafor olarak kullanmak da çok zihin açıcı.

Bir oyun olarak hayatın en güzel sergilenebileceği sahnelerden birisidir beden eğitimi dersi. Beden eğitimi öğretmeni de bu oyunun dramaturgudur.

Bir tiyatro çalışanı olarak dramaturg, bir metni düşünsel anlamda yorumlayarak anlamlı hale getirir ve sahneye koyar.  Yani metnin yazılı dilini sahne diline çevirir. Bu süreçte metnin oyuncular için anlamlandırılmasına yardımcı olmakla birlikte sahnenin – ses, ışık ve dekor vs.- oyuna hazır hale getirilmesini sağlar. Beden eğitimi öğretmeni de eğitim programlarını öğrencisi ve kendisi için anlamlı hale getirir ve ders ortamında sahneler. Bunun için programda yer alan öğrenme etkinliklerini öğrencisi için nasıl daha anlamlı hale getirebileceğini araştırır, programın kendi sahnesi (ders ortamı) için uygunluğunu sorgular ve gerekli düzenlemeleri yapar. Yani eğitim programının kendi öğrencileri tarafından anlamlandırılmasını sağlayıp, onu sahneye taşır.

Beden eğitimi ders ortamının bir oyun sahnesi olduğunu sadece oyun olsun diye söylemiyorumJ Ünlü Fransız sosyolog Pierre Bourdieu de hayatı farklı toplumsal alanların birlikteliği olarak ele alır ve her bir toplumsal alanı bir oyun metaforu ile açıklar. Kuramını anlayabilmek ve özellikle bilimsel araştırmalarda kullanabilmek zor olmakla birlikte, oyun metaforunun beden eğitimi alanında çalışanlar (akademisyenler ve öğretmenler) için çok zihin açıcı olduğunu düşünüyorum. Zira kendisi de kuramların birer kahince söylemler olmadığını, hayattan beslenerek hayatı beslediğini söyler. Kuram ve gerçek hayat birbirini besleyerek güçlenir ve değişimlere kapı açar. Yani, kuramlar toplumsal gerçekliği anlamamıza yardımcı olurlar ama ortaya çıkan problemleri görmek ve değiştirmek gücünü gerçekliğin kendisinden, deneyimlerden alırız. Bu nedenle beden eğitimi ders ortamını anlayabilmek ve değiştirebilmek için oyun sahnesinde yer almak kadar sırtımızı kuramlara yaslamak da elimizdeki kartları doğru oynamak bakımından gerekli.

Bourdiue’nun kuramı doğrultusunda oyun anlayışımızı birazcık genişletip toplumsal oyun alanına geçiş yapalım: Beden eğitimi ders ortamı öncelikle bir toplumsal alandır. Toplumsal alanı, farklı konumlara sahip bireylerin (oyuncuların) var olduğu ve kendine özgü bilgi ve değerlerin üretildiği bir alan olarak tanımlayabiliriz. Bu bilgi ve değerler öğrenme etkinlikleri aracılığıyla beden eğitimi öğretmenleri ve öğrenciler tarafından üretilir. Bu üretim sürecinde, alanda farklı konumlara sahip gruplar ve bireyler arasında gerçekleşen bir etkileşim vardır. Bu etkileşimin niteliğini ve nihai olarak öğrencilerin (oyuncuların) üretilen bilgiden yararlanmalarını belirleyen önemli etkenlerden birisi onların toplumsal kimlikleridir. Yani oyundaki karakterleridir.

Peki, bu oyuncuların toplumsal kimlikleri nelerdir? Mesela, toplumsal sınıfları, toplumsal cinsiyetleri, yaşları ve dinleri. Söz konusu beden eğitimi olunca bu kimliklerin kesiştiği farklı kimlikler de var: atletik becerisi yüksek olan ve olmayan öğrenciler, spor geçmişi olan ve olmayan öğrenciler, kilolu öğrenciler vb. Bir toplumsal alanda, alanın bir takım niteliklerine bağlı olarak oyunlarda egemen olan, oyunun merkezinde yer alan kimlikler vardır. Örneğin, bir toplumsal alan olarak beden eğitiminde, spor ve performans temelli bir program uygulanıyor ise spor geçmişi ve atletik becerisi yüksek olan erkek öğrencilerin oyunda daha ayrıcalıklı ve etkin olma olasılıkları yüksektir.

Bazı durumlarda bu oyunda güç ilişkilerinden kaynaklanan mücadeleler, çatışmalar gerçekleşir. Erkeklerle kızlar arasında, erkeklerin kendi arasında ve kızların kendi arasında. Bu mücadelede öğrenciler oyun alanındaki konumlarını belirlemeye çalışırlar. Örneğin atletik erkek öğrenciler daha merkezi bir konumda yer alırken bazı kız öğrenciler daha kenarda yer almayı tercih edebilirler. Ki bu tercih “renkler ve zevkler tartışılmaz” diyerek hafife alınacak bir tercih değildir.

Oyun metaforunu farklı bağlamlarda da tartışabiliriz elbet. Fakat bağlam ne olursa olsun, bir oyun sahnesi olarak beden eğitimi ders ortamında oynanan oyunun bir zihinsel haritasını çıkarmak giderek daha fazla önem kazanıyor. Öğrenciler için, öğretmenler için, akademisyenler için, bizim coğrafyamızda politikacılar için… Bu zihinsel haritanın çıkarılmasında oyunu sahneleyen dramaturgların yani beden eğitimi öğretmenlerinin rolü çok önemli. Onlar olmadan arzulanan oyun sahnelenemez, arzulanan hayat yaşanamaz!

Canan Koca

Hacettepe Üniversitesi


Yazdır   e-Posta